Hiç Bir Yorum yok

Bediüzzaman’ın yüzyıl evvelki öngörüsü – İbrahim BEKTAŞ

Vefatının 56. Sene-i devriyesini rahmet ve minnetle 23 Mart’ta idrak ettiğimiz Bediüzzaman Said Nursi, yaklaşık bir asır önce (1909) İslam Âlemi’nin içine girmiş olduğu bugünküne benzer buhranlı durumdan çıkış yollarını Şam Emevi Camiinde vermiş olduğu hutbe ile göstermişti.

Bu hutbe, “Hutbe-i Şamiye” adı ile Risale-i Nur külliyatı içerisinde yer almaktadır.

Son dönemlerde IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) veya bizim deyimimizle DAİŞ ve benzeri yapılanmaların boy gösterdiği, kaosun merkezi konumuna gelmiş olan Şam’da, seçkin ülamanın da dinlediği hutbe altı temel hastalığa (sorun), çözüm önerilerini içerir.

Bediüzzaman, ecnebiler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber (rağmen), bizi maddî cihette kurûn-u vustâda (Orta çağ’da) durduran ve tevkif (alıkoyma) eden altı tane hastalıktır” der.

Üstad, sanki yüzyıl sonra Âlemi İslam’ın aynı dertlerden muzdarip olacağını bilerek teşhisi koymuş ve tedavi yolunu göstermiş.

İşte altı derdin (sorun) altı devası;

Birinci hastalık (sorun): Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesidir.

l Kur’an-Kerim’de “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz (Yûsuf 87) diye buyrulur. Kur’an, işareti icazıyla bizleri teşvik ederek diyor ki: “Haydi (ümitsizliği bırakıp) çalışın, Süleyman Aleyhisselâm gibi iki aylık yolu bir günde git! İsa Aleyhisselâm gibi en dehşetli hastalığın tedavisine çalış! Hazret-i Musa’nın asâsı gibi taştan âb-ı hayatı (hayat suyu) çıkar, beşeri susuzluktan kurtar! İbrahim Aleyhisselâm gibi ateş seni yakmayacak maddeleri bul, giy! Bazı enbiyalar gibi şark (doğu) ve garbda (batı) en uzak sesleri işit, suretleri gör! Davud Aleyhisselâm gibi demiri hamur gibi yumuşat, beşerin bütün san’atına medar olmak için demiri balmumu gibi yap! Yusuf Aleyhisselâm ve Nuh Aleyhisselâm’ın birer mu’cizesi olan saat ve gemiden yap”.

Eğer bu hususlara yüz yıl önce Üstad’ın işaret ettiği zaman başlayabilse idik, belki de bugünün Amerika’sı biz olacaktık.

“Zararın neresinden dönülse kardır” misali, geçte olsa, başta Türkiye olmak üzere Müslümanlar bu tür konuları gündemlerine almaya başladılar.

İkinci hastalık (sorun): Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesidir.

l Sıdk, İslâmiyetin üssü’l esası (en sağlam temeli)’dır ve ulvî seciyelerinin rabıtasıdır ve hissiyat-ı ulviyesinin mizacıdır. Öyle ise, hayat-ı içtimaiyemizin esası olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihya edip onunla manevî hastalıklarımızı tedavi etmeliyiz. Necat yalnız sıdkla, doğrulukla olur. Yegane “urvetü’l vüskâ (sağlam kulp)” sıdktır.

Üçüncü hastalık (sorun): Adavete muhabbettir.

l Muhabbet, uhuvvet, sevmek İslâmiyet’in mizacıdır, rabıtasıdır. Muhabbete en lâyık şey muhabbettir ve husumete en lâyık sıfat husumettir.

Dördüncü hastalık (sorun): Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları bilmemektir.

l İslâmiyet milliyetinin sadefi ve kal’ası hükmünde Arab ve Türk, hakikî iki kardeş, o kal’a-i kudsiyenin nöbettarlarıdırlar. İşte bu kudsî milliyetin rabıtasıyla, umum ehl-i İslâm bir tek aşiret hükmüne geçiyor. Aşiretin efradı gibi İslâm taifeleri de, birbirine uhuvvet-i İslâmiye ile mürtebit ve alâkadar olur.

Beşinci hastalık (sorun): Çeşit çeşit sarî (bulaşıcı) hastalıklar gibi intişar eden istibdattır.

Yüce Allah “Onlar işlerini de aralarında danışarak (istişare) çözerler (Şura 38)” buyurur. Evet, Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslimiye’deki (Müslümanların toplum yaşantısı) saadetlerinin anahtarı, meşveret-i şer’iyye (Şeriata uygun istişare)’dir.

Altıncı hastalık (sorun): Menfaat-ı şahsiyesine himmeti hasretmektir.

l Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.

Bazılarımızdaki dikkatsizlikten ve ecnebilerin zararlı seciyelerini almamızdan, kuvvetli ve kudsî İslâmî milliyetimizle beraber herkes “nefsî! nefsî” demekle ve milletin menfaatini düşünmemekle -menfaat-ı şahsiyesini düşünmekle- bin adam, bir adam hükmüne sukut eder (iner).

Üstad’ın günümüzle de örtüşen dertlere deva önerileri bunlar.

Şimdi hepimize düşen, kepleri önümüze koyup, içine düştüğümüz hali pürmelalimizi düşünmek ve çıkış için ilk adımı atan olmaya çalışmaktır.

Yoksa Allah korusun, indallahta hepimiz mesul olacağız.

Yazımızı, Bediüzzaman’ın rahmetle anarak, hepimizin yüreğine su serpecek bir müjdesi ile noktalayalım:

“Şu istikbal inkılâbâtı içinde en gür sedâ İslam’ın sedâsı olacaktır”, inşallah…

Bediüzzaman’ın yüzyıl evvelki öngörüsü
İbrahim Bektaş-Yeni Akit-25 Mart 2016

 

Yorum Giriniz