Hiç Bir Yorum yok

Çözüm “İslam Birliği” projesidir! – Süleyman ÖNSAY

Önce ki hutbelerimizde Paris’te on iki şahsın ölümüne sebep olan olayla ilgili bazı değerlendirmeleri ele almıştık. Bu tür hadiselerin önünü alma noktasında ne yapılması gerekir, sorusuna cevap teşkil eden bazı görüşleri bugünkü hutbemizde sizlerle paylaşacağız:

“Bugün Fransa’da yaşanan terör saldırıları gibi tedhiş faaliyetleri bütün İslam bünyesinin yararını gözeten ya da tüm Müslümanların ortak liderinin emirlerini yansıtan uygulamalar değildir.

Bu sebeple bu gibi münferit hadiselerin faturası bütün Müslümanlara kesilemez. Üstelik Fransa’daki ve hatta dünyadaki Müslümanların çoğunluğu da böylesine fevri şiddet eylemlerini asla tasvip etmemektedir.

Bununla beraber dinlere ve inançlara hakarette olabildiğince iğrençleşmeyi “özgürlük” olarak kabul eden zihniyet de oldukça sorunludur.

Eğer hukuk, manevi değerlere hakaret karşısında eli kolu bağlı durursa, insanlar maruz kaldıkları saldırılar karşısında yaşadıkları duygusal galeyanlarını, yegane akli ve meşru yöntemler olarak kabul edebilirler.

Gerçeği itiraf edelim artık. İslam’dan değil; daha çok Batı’nın zulümlerinden, soykırımlarından, medyasının yalanlarından, bilinçaltı mesajlı filmlerinden, maddeci eğitimlerinden, sapkın ideolojilerinden doğmaktadır bu terör denilen illet!

İslam adına gerçekleştirildiği iddia edilen münferit terör eylemlerine daha yakından baktığımızda, silahlardan kıyafetlere; tavırlardan taktiklere varıncaya kadar Hollywood filmlerindeki karakterlerle karşılarız bir anda.

Aman dileyene karşı acımasız, çocukları, hayvanları, kadınları, mabetleri, bilimi, din adamlarını hedef gösteren uygulamalar yığınına İslam’ın kaynaklarında değil ancak kovboy filmlerinde rastlamakta değil miyizdir?

Bu gibi tedhiş faaliyetleri İslam’ın ilk pratiklerinden yani Hz. Muhammed’in uygulamalarından hareketle tanımlanamazlar asla.

Çünkü o dönemde Müslümanların tek bir lideri, tek bir devleti ve tek bir anayasası vardı. O dönemdeki savaş faaliyetleri bütün Müslümanları temsil eden devletin kanunlarına göre gerçekleştirilirdi.

Bugün ise dünya Müslümanları bölük pörçüktür ve neredeyse her mini grup kendi liderini İslam’ın halifesi olarak görmektedir.

Müslümanlar, kendisine küresel manada biat edilmeyen bir yerel figürün emirleriyle ya da kendileri öyle anladıkları, öyle çıkarımlarda bulundukları için herhangi bir münferit silahlı eylemi gerçekleştiremezler.

Eğer bu eylemi gerçekleştirmişlerse, bundan İslam dünyası değil, kendi yanlış anlayışlarını şişirip bütün İslam dünyasının “şûrası” yerine koyan o hastalıklı, sınırlı, yerel zihniyet sorumludur.

Eğer bugün, yeryüzünde yaşayan bütün Müslümanların itaat ettikleri bir halife olmuş olsaydı ve o halife istediği için bu terör eylemleri gerçekleştirilseydi, işte o zaman İslam dünyası bu olaylardan sorumlu kabul edilebilirdi.

Ancak bugün öyle bir şey yoktur. Zaten İslam dünyası ortak bir halifeye sahip olduğunda bu gibi münferit eylemler bizzat halife-yi rû-yı zemin tarafından yasaklanacak ya da engellenecektir.

Çünkü ortak bir Şûra Meclisi, ortak bir ordusu, ortak hukuki mekanizmaları tesis edilmiş bir İslam dünyası, bu gibi şiddet eylemlerini öncelikle kendi birlik ve bütünlüğüne bir tehdit olarak algılayacaktır.

Eğer herhangi bir tehdide karşı verilmesi gereken bir savaş olursa, bütün dünya Müslümanlarının dahil olduğu ve tek bir siyasi lider tarafından yönetilen o dünya birliği, bu savaşı kendi resmi güvenlik güçleriyle ya da hukuk yoluyla zaten verecektir.

AB ve ABD gibi küresel güç merkezleri eğer dünyanın güvenliğini sağlamayı gerçekten istiyorlarsa, “İslam Birliği” projesini engellemek değil desteklemek zorundadırlar.

Yoksa bir tek İslam halifesi tarafından yönetilen İslam Birliği Devleti yerine, menşeleri, karar mekanizmaları ve zihniyetleri muhtelif on binlerce yerel halifenin yönettiği, bölük pörçük olmuş bir İslam dünyası ile karşı karşıya kalacaktır dünya. (http://www.timeturk.com/tr/makale/oguz-duzgun/islamofobi-degil-anti-islamizm.html#.VL)

Diğer taraftan İslam Birliğini tesis eden Hilafetin kaldırılarak dünya Müslümanlarının 57 ulus devlete bölünmesinin ne derece büyük bir felaket ve fecaat olduğunu şu satırlar gözler önüne sermektedir:

“Osmanlıların, birtakım hatâları olmuşsa da, İslam’a, Şeriata, Ehl-i Sünnete, Hilafete samimî şekilde bağlı idiler ve ihlasla hizmet ediyorlardı. Hilafet yıkıldıktan sonra İslam dünyası başsız kaldı.

Ortadoğu, haritaları kolonyalist devletler tarafından cetvelle çizilmiş bir yığın sun’î devlete ayrıldı. 1948’de Filistin’de İsrail devleti kuruldu. Hilafet gittikten sonra Ümmet birliği de yıkıldı. Hilafet varken, başka devletlerin hakimiyetindeki Müslümanlar, cuma günlerinde camilere Osmanlı bayrağı çekiyordu.(Mesela Hint okyanusundaki İngiliz kolonisi Mauritius adasında…) Kenyada cuma hutbelerinde Sultan Abdülhamidin ismi zikr ediliyor, ona dua ediliyordu…

Hilafetin yıkılması Resulullah efendimize (Salat ve selam olsun ona), Kur’an’a, Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslamlığına en büyük hıyanet olmuştur. Güçlü de olsa, zayıf da olsa Hilafet büyük bir güçtü.

Halifesiz ve Hilafetsiz İslam alemi, ipi kopmuş bir tesbihin taneleri, şirazesi dağılmış bir kitabın sahifeleri gibi darmadağınık olmuştur.

Osmanlı Hilafetinin tarihe karışmasından bu yana 90 sene geçti. Şimdi Siyonistler, emperyalistler, sömürgeci güçler, globalciler, kendilerine hizmet edecek fantoş (kukla) bir Halife türetmeye ve üretmeye çalışıyor. Allah onlara fırsat vermesin.

Şer güçleri Hilafeti kaldırdıkları gibi Müslümanların büyük kısmından Ümmet birliği ve Râşid İmam-ı Kebire biat ve itaat kavramını da kaldırdılar.

Son hakikî ve iktidarı olan Halife Sultan Abdülhamid hazretleri idi. Ondan sonra gelen Sultan Reşad Jön Türklerin ve İttihadçı eşkıyanın elinde oyuncak oldu. Sultan Vahidüddin başa geçtiğinde devlet Birinci Dünya savaşında yenilmişti, yıkılma başlamıştı.

Katoliklerin Papası, İngiltere Anglikan kilisesinin Canterbury Başpiskoposu, Masonların Büyük Üstadı, Tibet Budistlerinin Dalay Laması, Yahudilerin Sefarad ve Eşkenaz Başhahamları, her dinin, her mezhebin, her cemaatin bir lideri ve büyüğü var da; Ümmetin, İslam aleminin niçin bir Halifesi yok sorusunu sormayan birtakım cahil, gafil, uyuşuk, uyurgezer Müslümanların haline kadar üzülsek ve acısak yeridir. (Mehmet Şevket Eygi, Hilafetsiz, halifesiz, başsız müslümanlar)

Sözlerimizi konumuzla ile ilgili bir emr-i ilâhi ile noktalayalım:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” ( Âl-i İmran, 103)

Yorum Giriniz